21 Temmuz 2018 Cumartesi
Anasayfa > Roportajlar > Ağır Bakım'da tehlike çanları!
Ağır Bakım'da tehlike çanları!

Ağır Bakım'da tehlike çanları!

24.11.2016 13:03 12 14 16 18 yazdır
Erzurum'da halk arasında "Ağır Bakım" olarak bilinen 55'inci Bakım Merkezi Komutanlığı, büyük bir problemle karşı karşıya!..

Bu haftaki söyleşi konuğumuz olan Türk Harb-İş Sendikası (Türkiye Harb Sanayi ve Yardımcı İşkolları İşçileri Sendikası) Erzurum Şube Başkanı Sefa Yılmaz, Erzurum'da bulunan 55'inci Bakım Merkezi Komutanlığı'nın, halkı dilinde Ağırbakım'ın gün be gün eridiğini belirtti. Erzurumlu siyasi ve bürokratların Erzurum ekonomisine büyük katkılar sağlayan 55'inci Bakım Merkezi'ne sahip çıkması gerektiğini belirten Yılmaz, Türkiye'de ve Dünya'daki savunma sektörünü, Erzurum'daki askeri iş yerlerini, faaliyetlerini ve sıkıntılarını anlattı.  İşte o söyleşi? 


Bize öncelikle Dünya'da ve Türkiye'de savunma sektörünün durumunu anlatabilir misiniz?

Sefa Yılmaz: Savunma ve güvenlik bütün devletler için hayati öneme sahip bir konudur. Modern devletin temel işlevi vatandaşlarının güvenliğini sağlamaktır. Bu bakımdan tüm devletler hem vatandaşları ile ülkelerini koruyabilmek, hem de uluslararası güç dengesinde itibarlı bir yer alabilmek için savunma harcamaları yapmak zorundadırlar. Ayrıca savunma harcamalarının ülke ekonomisine doğrudan ve dolaylı açılardan çeşitli etkileri olduğu da görülmektedir. Savunma sektöründe meydana getirilen katma değerin yalnızca askeri konularla sınırlı kalmadığı ve farklı alanlara yayıldığı söylenebilir. Bu bağlamda geçmişten günümüze uzanan bir çizgi içinde ele alındığında, insanlığın hizmetine sunulan pek çok kurum, araç ve mekanizmanın öncelikle savunma ihtiyaçları doğrultusunda geliştirildiği açıktır. Savunma amacıyla ortaya çıkan teknolojik ürünlerin bir kısmının zamanla sivil yaşama aktarıldığı görülür. Bu durumun en belirgin örneklerinden biri internet teknolojisidir. 1980'li yılların başında pentagon' un iç haberleşme açısından güvenli ve hızlı bir yol olarak kullandığı internet, daha sonraki süreçte sivillerin kullanımını içerecek şekilde genişletilmiş ve bugün hayatımızın her alanını kuşatmıştır. Bunun gibi başlangıçta savunma sektörü için üretilen, daha sonra ise kullanım amacı genişletilen çok sayıda örnek vardır.

          Dünyanın her yerinde devletler savunma sanayii ihtiyaçlarını yurt içinden karşılamayı temel amaç olarak benimsemişlerdir. Bu nedenle devletler tarafından sektörü koruyucu önlemler alınmaktadır. Diğer taraftan savunma sektörünün oldukça büyük ölçekli bir görünüm sergilediği dikkat çekmektedir. 2010 yılı rakamları ile dünya ölçeğinde yapılan Askeri harcamaların 1.630 trilyon Amerikan doları düzeyinde olduğu görülmektedir. ABD'nin savunma harcamaları 698 milyar dolardır ki, bu dünya genelinin yüzde 43'üne karşılık gelmektedir. Türkiye'nin ise 2010 yılı savunma harcamaları 17 milyar 649 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

          1950'li yıllarda Türkiye'nin NATO'ya girmesi ve ABD nin askeri yardımlarından yoğun şekilde yararlanmaya başlaması yerli üretime sekte vurmuştur. Marshall yardımı aracılığıyla bazı stratejik askeri malzemelerin alınmasıyla birçok alanda yerli üretimden büyük ölçüde vazgeçilmiştir. Böylece Türkiye savunma sektörü açısından dışa bağımlı hale gelmiştir. Ancak Türk savunma sanayiinde 2000'li yıllardan itibaren önemli bir hareketlenme yaşanmıştır. Sektörün ihtiyaçlarının yerli tedarikçilerden karşılanması ve bu alanda dışa bağımlılığın azaltılası yönünde önemli çalışmalar yapılmıştır. Son dönemde yaşanan gelişmeler, Türkiye'nin yeniden teknoloji üreten ve ihtiyaçlarını yurt içinden karşılayan bir ülke olması yönünde işlemektedir. Bu süreçte yapılması gereken başlıca konu, AR-GE başta olmak üzere teknoloji üretimini sağlayan unsurlar üzerinde yoğunlaşmaktır. Ayrıca büyük bir tecrübe ve donanıma sahip olan Askeri işyerlerinden faydalanmak ve bu işyerlerini geliştirmek son derece önemlidir.

          Şu konu oldukça ilgi çekicidir; Asker sayısı bakımından dünyanın en büyük ordularından birine sahip olan ülkemizde, Askeri işyerlerinde çalışan işçi sayıları sürekli azalmaktadır. Türkiye, ABD'den sonra NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahiptir. Dünyanın hemen her yerinde hâkim olan, ordunun nicel büyüklüğünü azaltma eğilimi ülkemizde de hayata geçirilmelidir. Asker sayısının günümüz şartlarına göre yeniden belirlenmesi ve azaltılması, ancak etkili ve teknolojik imkânlarla donatılmış bir ordu meydana getirilmesi gerekmektedir. Böylece ihtisaslaşmanın olacağı Askeri işyerlerinde, sivil işçilere öncelik verilmesi de kaçınılmaz olacaktır.

           Ülkelerin savunma harcamalarını belirleyen en önemli parametrelerden biri içinde bulundukları coğrafya ve sahip oldukları jeopolitik konumlarıdır. Türkiye'nin 2010 rakamlarıyla toplamda 17 milyar 649 milyon dolarlık bir savunma harcaması gerçekleştirdiği görülmektedir. SIPRI (merkezi Stockholm' de bulunan uluslararası barış araştırmaları enstitüsü) tarafından yapılan öngörülerde 2011 harcamalarının da aynı düzeyde olacağı belirtilmektedir. Burada ilginç bir nokta olarak 28 Şubat süreci sonrasında Türkiye de savunmaya aktarılan ülke kaynaklarının önemli ölçüde arttığının belirtilmesi gerekmektedir. 28 Şubat hadisesinin yaşandığı 1997 yılında, 19 milyar dolar olan savunma harcamaları, akabinde iki yıl içinde 3 miyar dolarlık artış göstermiştir. Bu rakamlara, söz konusu dönemde yapılan yıllara sâri silah tedarik ve modernizasyon anlaşmalarının (ki büyük bir kısmı İsrail le yapılmıştır) miktarları dâhil değildir.   2000 yılından sonra rakamlarda nispi bir gerileme yaşanmış ancak daha önceki süreçte 14-16 milyar dolar düzeyinde gerçekleşen harcamaların 20-22 milyar dolar bandına çıkarak burada stabil kaldığı gözlemlenmemektedir. AK Parti'nin ilk bütçesini hazırladığı 2003 yılında harcamalarda radikal bir düşüş yaşanmış ve 21 milyar düzeyinde olan 2002 rakamı bu yıl için 19 milyar dolar civarına çekilmiştir. Bir sonraki yıl yine yaklaşık 2 milyar dolarlık bir kesintiye gidilmiş ve 10 yıllık AK Parti iktidarında harcamalar ortalama 17 milyar dolar civarında tutulmaya çalışılmıştır. Cumhuriyet tarihinde ilk defa olarak 2005 yılında Milli Eğitim Bakanlığının bütçesi, Milli Savunma Bakanlığını geçmiş bunu Sağlık Bakanlığı izlemiştir. Elbette bu durumun sembolik bir anlam ifade ettiği unutulmamalıdır (ayrıca savunma harcamalarının büyük bir kısmının bütçe dışı kalemlerden karşılandığı da göz ardı edilmemelidir) şu husus unutulmamalıdır ülkenin kalkınması için eğitime, sağlığa, sanayiye, ulaşıma velhasıl her alana yatırım yapılmalıdır. Kalkınma bütün alanlarda olmalıdır. Ancak insanlarınızı da yatırımlarınızı da korumanın yolu caydırıcı bir Askeri güce sahip olmaktan geçer. Dolayısıyla harcamaların azaltılmasından daha çok etkin, verimli ve gerçekten amacına uygun bir şekilde kullanılmasının sağlanması gerekmektedir. Zira gerek dünyada ve gerekse bölgesinde etkili bir güç olmak isteyen Türkiye'nin harcamalarını en alt seviyeye indirmesi makul bir yöntem olmaz. Kaldı ki bugün yaşadığımız terör ve güvenlik sorunları, ayrıca çevremizde cereyan eden olaylar savunma harcamalarını zorunlu kılmaktadır. Bu kapsamda yapılacak savunma harcamalarının yurt içinden karşılanmasına öncelik verilmelidir. Böylece hem sektörün meydana getirdiği katma değerin ülke içinde kalması sağlanacak, hem de savunma gibi kritik bir alan yabancı güçlere emanet edilmemiş olacaktır. Bu hususta son dönemlerde görev yapan AK PARTİ hükümetlerinin, ulusal strateji belgelerinde ve hükümet programlarında bu konulara yer vermeleri sevindiricidir ve çok büyük önem arz etmektedir.

 

Türkiye'nin savunma sanayi tarihini anlatabilir misiniz?

       

-Türkiye'nin savunma sektörü tarihinin sembolik başlangıç noktası olarak Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethetmeden önce kurduğu top döküm tesisleri gösterilir. "Tophane-i Amire" şeklinde anılan bu tesislerin dönemine göre oldukça ileri bir teknolojiye sahip olduğu söylenebilir. Bu anlamda, Osmanlının yükseliş döneminde gücünü borçlu olduğu en önemli unsurun üstün savaş araçlarına sahip ordusu olduğu ifade edilebilir.

          Batıda Ortaçağın sonlarından itibaren askeri alanda kapsamlı bir dönüşüm yaşanmıştır. Bu süreçte, devlet iktidarının merkezîleşmesiyle birlikte savaş teknolojisinde de önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Savaşlarda top başta olmak üzere ağır silahların kullanılmaya başlanması, düzenli orduların kurulması, piyade sistemine geçiş, ateşli silahların icadıyla beraber atlı askerlere ihtiyacın kalmaması dönemdeki geleneksel savaş yöntemlerinin sonunu getirmiştir. Artık toprağa bağlı diğer hizmetler gibi askerlik mesleği de profesyonelleşmeye ve ordunun finansmanı için daha fazla paraya ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır. Bu durum, Avrupa ülkelerinde merkeziyetçi devlet anlayışının güçlenmesine neden olmuştur. Öte yandan batı ülkelerinde orduların giderek güçlenmesi ve bunların dönemlerini en üstün teknolojilerini kullanmaya başlamaları Osmanlı imparatorluğunun sonunu getiren unsurlardan biri olarak görülebilir. Gerçekten de savaş meydanlarında alınan yenilgiler, Osmanlının kapsamlı bir modernleşme projesi içine girmesini beraberinde getirmiştir. III. Mustafa zamanında devletin askeri sistemini reforma tabi tutmakla görevlendirilen Macar asıllı Baron de Tott tarafından bu sürecin eğitimle başlaması gerektiği düşüncesi ortaya atılmış ve bu amaçla 1774 yılında Mühendishane-i Bahri Hümayun kurulmuştur. Denizcilik alanında uzmanlar yetiştirmeyi hedefleyen bu okulun kazandığı başarı üzerine ise 1793 yılında bu kez kara savunması açısından faaliyet gösterecek olan mühendishane-i Berri Hümayun meydana getirilmiştir. Dolayısıyla Osmanlının modernleşme tarihinin askeri alanda atılan bir takım adımlarla başladığını söylemek mümkün olacaktır.

 

Cumhuriyet'in ilk yıllarında durum nasıldı?

          

-Kurtuluş savaşı yıllarında özellikle İstanbul'dan gizlice kaçırılan bazı malzemelerle yerli askeri sanayinin nüvesi oluşturulmaya başlanmıştır.

1921 yılında Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğü kurulmuştur ve askeri amaçlı üretim, bakım ve onarım yapan ve çoğu küçük atölyeler görünümünde olan tesisler bu birime bağlanmıştır. Cumhuriyetin ilanından kısa bir süre sonra, 1924 yılında Ankara'da hafif silah ve fişek fabrikası, ardından kapsül fabrikası, 1943 yılında da gaz maske fabrikası kurulmuştur. Kırıkkale'de ise 1927 yılında mühimmat fabrikası, 1928 yılında pirinç fabrikası, 1931 yılında elektrik santrali ve çelik fabrikası meydana getirilmiştir. Ankara ve Kırıkkale'nin arasında bulunan Elmadağ bölgesinde ise 1930 yılında barut, tüfek ve top fabrikaları ve 1943 yılında Mamak gaz maskesi fabrikası kurulmuştur. Buradan da anlaşılabileceği gibi, Cumhuriyet dönemi savunma sanayi alanında faaliyetleri açısından en güvenilir bölge olarak Anadolu'nun ortasındaki Ankara- Kırıkkale bölgesini kendisine temel üs olarak seçmiştir. Ayrıca Doğuda da Erzurum da 1920 Yılında Kazım Karabekir Paşa tarafından Ruslardan ele geçirilen tezgahlarla silah fabrikası kurulmuştur. Yine ilginç şekilde, 1928 gibi çok erken sayılabilecek bir tarihte Alman lisansıyla Kayseri de savaş uçağı üretilmeye başlandığı dikkat çekmektedir. Ancak II. Dünya Savaşının başlamasından ve Almanya nın bu savaşa girmesinden sonra uçak üretimi durmuş ve bu fabrika, Hava Kuvvetleri Komutanlığı envanterinde bulunan uçakların bakım ve onarım hizmetlerine odaklanmıştır. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Ankara da yeni bir uçak fabrikası daha kurulmuş ve bu fabrika, savaşın bitmesinden hemen sonra 1944 yılında faaliyete geçmiştir. Ancak 1950' li yıllarda Türkiye nin NATO' ya girişi ve bu bakımdan ABD nin askeri yardımlarından yoğun şekilde yararlanmaya başlaması yerli üretime sekte vurmuştur. Gerçekten de Marshall yardımı aracılığıyla bazı stratejik askeri malzemelerin alınmasıyla çok alanda yerli üretimden büyük ölçüde vazgeçilmiştir. Bunun yanında Türkiye bu dönemden sonra kendi imkânları ölçüsünde teknoloji üreten bir ülke olma iddiasından vazgeçmiş ve savunma sektörü açısından büyük ölçüde dışa bağımlı hale gelmiştir.

           Yerli savunma sanayi bakımımdan en önemli dönemeç noktalarından biri, tüzel kişiliğe sahip bir kamu iktisadi kuruluşu olarak Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun (MKEK) 1950 yılında kurulmasıdır. Bu yolla savunma alanında faaliyet gösteren kurulların eşgüdüm içinde hareket etmeleri, daha hızlı ve etkin kararlar alabilmeleri sağlanmaya çalışılmıştır. İzleyen süreçte Ankara ve Kırıkkale de bulunan askeri fabrikaların büyük kısmı MKEK' ya bağlanmış ve ordu yapısı içinde kalmaya devam eden bakım-onarım tesisleri bunlardan ayrılmıştır. Türkiye, 1964 ve 1974 Kıbrıs krizleri sırasında savunma alanında büyük ölçüde dışa bağlı olmanın ciddi sıkıntılarını yaşamıştır. Bu dönemlerde, ABD başta olmak üzere Batılı devletlerin Türkiye ye koydukları silah ambargoları nedeniyle yeni savunma aracı temin edilemediği gibi elindekilerin bakım ve onarımları açısından sorunlar yaşanmıştır. Yaşanan sorunları halkın desteğiyle aşmak için 1965' te Türk Donanma Cemiyeti, 1970 de Türk Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı, 1974 te ise Türk Kara Kuvvetlerinin Güçlendirme Vakfı kurulmuştur. Bu oluşumların amacı haktan alınacak desteklerle silahlı kuvvetlerin ihtiyaç duyduğu silah ve mühimmatın tedarik edilmesidir. Ayrıca bir takım özel yasalar aracılığıyla bu oluşumların her birine kamudan çeşitli fonların aktarılması sağlanmıştır. Bu vakıflar tarafından kendi kuruluş amaçlarına uygun şekilde ASELSAN, İŞBİR, ASPİLSAN, HAVELSAN gibi savunma alanında faaliyet gösteren şirketler meydana getirmiştir.

           Aynı alanda faaliyet gösteren vakıfların giderek büyümesi ve sahip oldukları şirketlerin sayılarının artması bir süre sonra bunların eşgüdüm içerisinde hareket etmelerini zorunlu kılmıştır. Bu nedenle, 17 Haziran 1987 tarih ve 3388 sayılı kanun ile söz konusu oluşumlar Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı (TSKGV) çatısı altında birleştirilmiştir. Hâlihazırda Türkiye' deki en büyük savunma şirketleri bu vakfın kontrolü altında bulunmaktadır. Dolayısıyla Türkiye, aslında savunma harcamalarını genel bütçeden daha çok bu vakıf ve vakfın sahip olduğu şirketler aracılılığıyla yapmaktadır. TSKGV, kuruluş kanunu gereği; a. Kurullar vergisinden (İktisadi İşletmeleri hariç), b. Yapılacak bağış ve yardımlar sebebiyle veraset ve intikal vergisinden, c. Yapılacak her türlü muameleler dolayısıyla damga vergisinden muaftır. Vakıf senedine göre vakfın gelir kaynağı olarak; "mal varlığından ve faaliyetlerinden elde edilecek her türlü gelirler ile gayeye uygun bağış, mal, vasiyet ve yardımlar, nakdi, ayni, menkul ve gayrimenkul olmak üzere iktisadi değeri olan halk teberrular" gösterilmiştir. Savunma alanında faaliyet gösteren ulusal firmalar

ASELSAN, TAI, HAVELSAN, ROKETSAN, İŞBİR ve ASPİLSAN, TSKGV' nin bağlı ortaklığı durumundadır. Vakfın bunlar dışında 8 iştiraki ve 6 dolaylı bağlı ortaklığı bulunmaktadır.

  Askeri fabrikaların durumu nedir peki?

 -Savunma sektörünün en önemli birleşenlerinden biri de çalışmalarını Kuvvet Komutanlıklarına bağlı olarak yürüten askeri fabrikalardır. Kökleri Cumhuriyet öncesine dayanan askeri fabrikalar, 1950 yılında MKEK nın kurulması ve askeri fabrikaların bu oluşumdan ayrılmasıyla, söz konusu oluşumlar faaliyetlerine Silahlı Kuvvetler yapılanması içinde devam etmişlerdir. Askeri fabrikalarla ilgili en önemli sorunun çalışan personel sayısının giderek azalması olduğu söylenebilir. Oysa savunma sanayiinde en önemli hususlardan biri çalışan personelin deneyimlerinden en üst düzeyde yararlanmaktır. Ancak uygulanan istihdam politikaları nedenleriyle askeri fabrikaların iş gücü sayısında son 10 yıl içerisinde neredeyse yarı yarıya azalma olmuştur. Bu anlamda askeri fabrikaların savunma sektörünün milli unsurları olarak personel ve istihdam politikaları bakımından farklı bir yapıya kavuşturulmaları gerekmektedir. Milli Prodüktivite Merkezinin (MPM) yaptığı yıllık araştırmalarda, sürekli olarak en verimli kamu kuruluşları arasında gösterilen askeri fabrikaların, başta deneyimleri olmak üzere imkân ve kapasitelerinden daha fazla yararlanılması önem taşıyan bir konu olarak belirmektedir. Halen bu fabrikaların deneyimleri, teknik ve işgücü imkânları teknoloji gerektirenler de dâhil, pek çok askeri ürünün üretilmesine yetecek düzeydedir. Dolayısıyla kaynakların daha etkin ve verimli şekilde kullanılması açısından askeri fabrikaların rollerinin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Bu anlamda, silahlı kuvvetlerin ihtiyaçlarını farklı milli unsurlar arasında yayması ve bu noktada ana işlevlerden birini askeri fabrikalara vermesi gerektiği söylenebilir. Ayrıca askeri fabrikaların kapasitelerinden yararlanılması için gerektiğinde bunların piyasa koşullarında özel sektöre yönelik üretim yapmalarının önü açılmalıdır. Ancak bu noktada askeri fabrikalar arasında fonksiyon tekrarlarının önlenmesi ve bunların koordinasyon içinde hareket etmeleri zorunlu bir unsur olarak görünmektedir. Bu amaca ulaşmak için hali hazırda farklı kuvvetlerin idaresinde bulunan fabrikalar arasında koordinasyon sağlayacak bir yapının kurulması, örneğin askeri fabrikaların tamamı Milli Savunma Bakanlığına bağlanması bir yöntem olarak önerilebilir. Ancak tekrar altını çizmek gerekirse öncelikli yapılması gereken nokta askeri fabrikaların savunma sanayii sektörüne ticari açıdan da sokulmasıdır.   

 

Erzurum'daki askeri işyerlerinin tarihçesi nedir ve nasıldır?

 

-Osmanlı Devleti son zamanlarında Rus yayılmacılığına karşı doğuda ve balkanlarda özellikle Erzurum da kışla ve tabya yaparak tedbirler almaya çalışmıştır.

          Firdevsoğlu kışlası da bu tedbirler doğrultusunda Erzurum valisi Müşir Mustafa Paşa tarafından 1875 yılında yaptırılmış ve adını da arsayı bağışlayan ailenin adını alarak Firdevsoğlu kışlası olmuştur. Kışla tarih içinde "süvari kışlası" ve "Topçu kışlası" olarak, ayrıca 1877-78 Osmanlı Rus savaşında da (93 harbinde) Gazi Ahmet Muhtar Paşa tarafından karargâh olarak kullanılmıştır.

          Erzurum silah fabrikasının temeli 1920 yılında, Türk ordusunun Kars ve Gümrü civarına yönelik ileri harekâtından sonra atıldı. Gümrü ve Karsta ki onarım evlerinden alınan Ruslara ait makine ve tezgahlar, kolordu komutanı Kazım Karabekir Paşanın gayretiyle Erzurum a getirilerek, Firdevsoğlu kışlasının bir köşesinde çekirdek bir atölye oluşturulmuş ve böylece "iş ocağı" adıyla bir tamir atölyesi kurulmuştur.

          İş ocağı kurulurken kışlanın bir kısmında 20. Topçu Taburu ikamet etmekteydi. Kışlanın bir köşesinde ise küçük bir atölye olarak iş ocağı açılmıştı.

          İş ocağı atölyesinde şark cephesindeki kıtalardan toplatılan kamacı ve tüfekçi ustalar ve bazı sanat erbabı askerler çalıştırılarak ufak tefek tamirata başlanmış ve çalışma dönemine girmiştir. İlk çalışmalarda bir taraftan silah onarımı yapılırken diğer taraftan İngiliz fişekleri Türk silahlarına uygun hale dönüştürülüyordu. Ayrıca atölyeye alınan kadınlar tarafından iplik imal edilerek ordunun giyim eşyası karşılanmaya çalışılmış, birde saraçhane kurulmuştur.

Doğu Anadolu bölgesinde Birinci Dünya Savaşı nedeniyle yetim ve kimsesiz kalan çocuklar 1919 da Kazım Karabekir Paşa tarafından toplattırılarak, iş ocağında açılan "çıraklık okulu"na alınmışlardır. Bunlar ordudan temin edilen işlerle, beş subayın nezaretinde hem teorik, hem pratik bilgiler almaktaydı.

 Erzurum firdevsoğlu kışlasın da ki kurumun adı olan "iş Ocağı" 1923 te "Erzurum Esliha tamirhanesi" adını alarak 1938 yılına kadar faaliyetlerini sürdürmüş, bu yıldan sonra "silah fabrikası" haline getirilmiştir. Ancak Erzurum halkının zihninde uzun süre "iş ocağı" olarak kalmıştır. 1923 yılında Esliha tamirhanesi adıyla Milli müdafaa vekâleti Harbiye Fabrikaları müdüriyetine bağlandıktan sonra tamirhaneye gereken sanatkârlar Ankara'dan gönderilmiş ve Erzurum'daki sanatkârlar da bu müesseseye alınmışlardır. Çırak mektebinden buraya yüz kadar çocuk ayrılarak eğitime başlandı. Burada aynı zamanda otomobil tamiri ve şoförlük eğitimi de veriliyordu. Burada birde kuyumculuk şubesi vardı. Aynı günlerde çırak mektebi lağvedilerek, öğrencilerin bir kısmı İstanbul sanat mektebine bir kısmı darüleytama verilmiştir. 1938 yılında silah fabrikası haline getirilen iş yeri bünyesinde çıraklık mektebi tekrar açılarak 1943 yılına kadar talebe yetiştirmiştir.

           1950 yılında fabrikanın adı "Ağır Bakım Tamir Fabrikası" olarak değişmiş, 1956 yılında bünyesinde çıraklık okulu tekrar faaliyete geçirilerek yeniden çekirdekten usta yetiştirilmeye başlanmış, 1969 yılına kadar bu okul devam etmiş sonra talebeler sanat okuluna nakledilmiştir. Bu arada fabrika "1021 inci Ordu Donatım Ağır Bakım Tamir Fabrikası" adını almış ve çatısı da kiremitli hale getirilmiştir. 1972 yılında tekrar isim değiştirilerek "Ağır Bakım Tamir Fabrikası" adını almıştır. Fabrika 1982 yılında Dadaşköy yolu üzerindeki şehit er Ahmet ÖĞCÜ kışlasına taşınmış olup, bugün aynı kışlada 55. Bakım Merkezi Komutanlığı olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.

 

Bahsettiğiniz silah fabrikasının Erzurum'da sosyal ve kültürel faaliyetler olarak katkısı oldu mu?

         

-Erzurum un yakın siyasi tarihinde önemli izler bırakan 1925 deki şapka olayının ardından Erzurum barı yasaklanmıştı. Hadiseden hemen sonra polis müdürü Tevfik Bey, barın halkı isyana teşvik ettiğini ileri sürerek böyle bir uygulamayı başlatmıştı. Hâlbuki bar, Erzurum halkının en köklü kültür unsurlarından olan, halkı birleştirip eğlendiren ve Milli duygularını coşturan bir oyundu. Yasak 6 ay devam etti. O günlerde halkın tek eğlence ve tesellisi olabilecek bu oyunun yok olmak üzere olduğunu gören Askeri Silah Fabrikası Müdürü İhsan YAVUZER her şeyi göze alarak, 30 Ağustos 1926 günü hükümet meydanında yapılan tören sırasında, daha önce hazırladığı davul ve zurnacıyı meydanın ortasına getirerek çaldırmaya başladı. Meydana toplanmış olan Erzurumlular, hüzünle karışık bir şaşkınlıkla olanları seyrediyor, fakat bar oynamaya kimse cesaret edemiyordu. Bunun üzerine İhsan Bey birkaç Dadaşı ellerinden tutarak korkmadan oynamalarını istedi. Kendisi de başlarına geçti ve böylece bar başladı. Altı ay devam eden korkunç kâbus bitmişti. Halkın hislerine tercüman olan İhsan Bey, o günün gece yarısına kadar Askeri Silah Fabrikasının önünde bar oyununu devam ettirmişti. Bu olay Silah Fabrikasının Erzurum un Kültür hayatına olan katkısının tarihi bir örneğidir.

 

Spor ve folklor faaliyetleri var mı?

         

-Silah Fabrikası, isminin ötesinde Erzurum un sosyal hayatında da önemli bir yer tutmuştur. Özellikle 1934 te Silah Fabrikası Müdürü İhsan YAVUZER döneminde birçok sosyal aktivitenin merkezi olmuş ve adeta Erzurum halkevi ile rekabet haline girmiştir. Bu dönemde Erzurum'daki folklor oyunlarını belirli bir disiplin altında yaşatmak amacıyla bu oyunları en iyi bilenlerle davul zurnayı iyi çalan kişiler, Fabrikaya işçi olarak alınmıştır. Böylece o tarihe kadar mesire yerlerinde ve düğünlerde disiplinsiz ve karışık bir şekilde oynanan bar oyunu, silah fabrikası sayesinde bir düzen ve disiplin altına alınmış ve günümüze kadar bu sayede gelmiştir. Erzurum da spor kulübü anlayışını yerleştiren ve kış sporlarına önem veren ilk takım olan Erzurum Gücü, Askeri Silah Fabrikasının mensupları tarafından kurulmuş bir kulüptü. Kulüp sadece kayakla ilgilenmemiş tiyatro, folklor, müzik ve çeşitli spor dallarında faaliyetlerde bulunmuştu. Yine birçok sporcu (daha çok güreşçi) Fabrikaya işçi olarak alınmıştır.     

                       

Bu konuda Erzurum'da ne gibi sıkıntılar var?

 

-Sonuç olarak Türkiye bulunduğu coğrafya ve stratejik konumu itibariyle tarih boyunca emperyal güçlerin devamlı hedefinde olmuş ve ağır bedeller ödemiştir. Bu bağlamda Erzurum' da bulunduğu konum itibariyle defalarca saldırılara maruz kalmış katliam ve yıkıma uğramıştır. Anadolu'nun kalesi, Mülk-i İslam'ın kilidi olan Erzurum bütün bu saldırılara başarıyla göğüs germesini bilmiştir. Bugün bu kaleyi her bakımdan güçlü kılmak bizlerin ecdadımıza karşı yükümlülüğümüzdür.

          Erzurumlunun hafızasında İş ocağı, Ağır Bakım isimleriyle yerini alan ve bugün 55. Bakım Merkezi Komutanlığı olarak faaliyetlerini sürdüren işyerimiz, Erzurum' a sadece Savunma Sanayii alanında ve ekonomik anlamda katkı sunmamış, ayrıca sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerde de öncülük etmiş, şehrin kültüründe derin izler bırakmıştır.

          Bugün 55. Bakım Merkezi Komutanlığı; bölgesinde bulunan bütün askeri birliklere her türlü bakım, onarım ve imalat desteği sağlamakta olup, birliklerdeki bütün tırtıllı ve tekerlekli araçlar, ağır ve hafif silahlar, silah sistemleri, optik, özel silah, iş makinaları, kar üstü araçları, yangın söndürme cihazları ve akaryakıt sistemlerinin bakım ve onarımını yapmaktadır.  

          İş yerimizde 262 işçi, 85 rütbeli, 19 sivil memur olmak üzere toplam 366 kişi çalışmakta ve Erzurum' a yaklaşık olarak yıllık 40 milyon TL civarında katma değer sağlamaktadır.

          Bir zamanlar 600-700 işçinin çalıştığı işyerimizde bugün 262 işçi çalışmaktadır. İhtiyaç olmasına rağmen işyerimize uzun zamandır yeterli işçi alınmamaktadır. Ortalama üç emekli olan işçi yerine bir işçi ancak alınmaktadır. Bu emekli ? yeni alım dengesinin böyle devam etmesi işyerinin geleceğini tehlikeye atmaktadır. Başka bir önemli hususta; Askeri işyerlerine özel deneyim ve tecrübe gerektiren işlerde çalışan işçilerin bu deneyim ve tecrübelerini emekli olmadan yeni alınacak işçilere aktarmaları gerekmektedir. Yani yeni alınacak bir işçinin en az 3-5 yıl tecrübeli işçiyle çalışması lazımdır. Şu an işleri deneyim ve tecrübeleriyle yürüten işçi jenerasyonuda emekliliklerini 3-5 yıl içinde hak edebilecek duruma geleceklerdir.

          İşyerleri işçi taleplerini silsile usulüyle üst taraflara iletmekte, son noktada Milli Savunma Bakanlığı toplam işçi ihtiyacını Maliye Bakanlığına bildirmektedir. Maliye Bakanlığı da istenilen rakamlarda büyük oranda kısıtlama yaparak kadro tahsis etmektedir. Ayrıca Van'a bir bakım merkezi yapılması kararının alındığı ve bu durumun işyerimizi etkileyebileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.

          Bizim siyasetçilerimizden ve bürokratlarımızdan beklentimiz işyerimize sahip çıkmaları ve en kısa sürede 80-100 kişi kadar işçi alınmasını temin etmeleridir. Bu işte; ya Maliye Bakanlığının direkt Erzurum'a kadro tahsisiyle, ya da Milli Savunma Bakanlığının kadroları dağıtırken Erzurum'a öncelik vermesiyle olacaktır. Bu bizim âcizane görüşümüzdür. El betteki ne yapılması gerektiğini sizler çok daha iyi bilirsiniz.

          Ama şunu unutmayın; bugün bu talebimiz en kısa sürede yerine getirilmez ise, yarın Erzurum hem bir ekmek kapısından olacak hem de köklü bir kurumu kaybetmekle karşı karşıya kalacaktır.

          


Diğer Röportajlar
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.