çanakkale
24 Eylül 2017 Pazar
Anasayfa > Yazarlar > Reşat Coşkun > FİZİK Mİ, KİMYA MI?
Reşat Coşkun

FİZİK Mİ, KİMYA MI?

27.02.2017 10:28:25 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Reşat Coşkun

"İçimde önce kadınlar öldü

ardından erkekler..

Yalnız insanlar kaldı.

Onlar da insanlık öldükten sonra

dünyada yaşadı."

R.Coşkun

 

Hayatın ve hayatımızın çeşitli evrelerinde farklı yakınlıklar üstlenen kadınlar; anne, bacı, hala, teyze, eş gibi statülerle bizlerin hayatlarında önemli bir yere sahiptirler.

Kadınları da çeşitli şekillerde sınıflandırmak mümkün; kadının fiziki yanına bakılarak yapılan sınıflandırmanın yanlış olacağı kanaatindeyim. Bunun için, fiziki sınıflandırmanın tam karşıtı olan kimyasına göre gruplandırmanın, daha doğru sınıflandırma olacağı kanaati yoğun bir fikir sancısıyla bende hâsıl oldu. İnsan içiyle insandır. Dış görünüşü ve cinsiyetiyle değil! Dış görünüşü ve cinsiyeti bile insana; insanlığını hatırlatır. Yoksa sureti insan, sireti şeytan nice fert vardır.

Diğer canlılarda insanlar gibi"yer-içer, doğar-büyür, ürer-ölür." Bunlar canlıların ortak noktasıdır. "İnsanı insan yapan; aklı, ruhu, kalbi ve bunların ortaya çıkardığı eserlerdir."

Kimyasına göre kadınlar; Hatice'ler ve Ayşe'ler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Tabii ki benim tavrım hep Hatice'lerden yana olmuştur. Bunun sebebi de maddi merkezli değil. Hatice adının insanın içini rahatlatan bir isim olmasındandır. Çünkü Efendimizin dilinden onun övülüş gerekçelerini okuduğumda aklı başında her erkeği imrendiren özellikleri bünyesinde toplayan bir kadın-ana karşıma çıktı. Hatice annemiz dünyasını değişmiş, eşlerinden her kadının doğasında olan öncelikli olma isteğiyle Efendimize şu soru sorulmuş; "Eşlerinden en çok hangisini sevdin?

Hz. Ayşe (ra) anlatıyor: "Ben Peygamber'in (sav) eşlerinden hiçbirini, Hatice'yi kıskandığım kadar kıskanmadım. Oysaki ben Hatice'yi (benden önce vefat ettiği için) görmemiştim. Ancak Peygamber (sav) ondan çok bahsederdi. Bazen bir koyun keser, onu parçalara ayırır, sonra da Hatice'nin dostlarına gönderirdi. Bazen ben, 'Sanki yeryüzünde Hatice'den başka kadın yok!' diyerek serzenişte bulunurdum da Allah Resulü, 'Hatice şöyle idi, Hatice böyle idi. Üstelik ondan benim çocuklarım var.' derdi."1

Allah Resulü. İlk eşi Hz. Hatice'yi vefatından sonra da sık sık hayırla yâd ederdi. Bir koyun kestiğinde onu, merhum eşinin sevdiği insanlara hediye ederek ona olan vefasını

göstermekten geri durmazdı.2 Onun bu tavrı zaman zaman Hz. Ayşe'nin, Hz. Hatice'yi kıskanmasına da sebep olmuştur. Öyle ki Hz. Ayşe, kendisini hiç görmemiş olmasına rağmen en çok Allah'ın kendisi için cennette bir köşk hazırladığı Hz. Hatice'yi kıskandığını söylemiştir.3 Sık sık ondan bahseden Hz. Peygamber'e bir defasında ""Kureyş'in yaşlı kadınlarından, çenesinin içi (dişleri kalmadığından) kıpkırmızı, ölüp gitmiş bir yaşlı kadını niye anıp durursun! Hâlbuki Allah sana ondan daha iyisini vermiştir!" diye naz yapmıştı.4 Onun bu kıskançlığını anlayışla karşılasa da Allah Resulü ona şöyle demişti: "Yüce Allah bana Hatice'den daha hayırlı bir eş vermemiştir. Bütün insanlar bana inanmazken o bana inandı. Herkes beni yalanlarken o doğruladı. İnsanlar (yardımlarını) benden esirgediklerinde o bana malıyla destek oldu. Yüce Allah bana başka kadınlardan değil ondan çocuklar ihsan etti."5

İşte Hatice derken asil, cömert, görmüş-geçirmiş, hayatı ve çağını anlamış, kendini eşinin mutluluğuna adamış, engin-sıcak bir kucak, güvenip dayanabileceğimiz omuz, gölgesine sığınabileceğimiz koca çınardır. Mekke'nin fethinde Peygamber Efendimize , " Ey Allah'ın Resulü; Hangi evinizi hazırlayalım? diye sorulur. "Amcamın oğlu Akil bize oturacak ev mi bıraktı? Siz en iyisi çadırımı Hatice'min mezarının karşısına kurun." Cevabı bizlere iyilerin ölüsünün dahi bizde canlı kalmasını tembihler.

Ayşe annemize gelince zeki; ama biraz kırıp döken, ön planda olmayı seven bir ruh hâlidir. Bu düşüncede olmamın sebebi ise hane-i saadette her ailedeki normal tartışmalardan biri yaşanır. Hakem olarak Ayşe annemizin babası tayin edilir, iki tarafın rızasıyla. Görevi için davet edildiği eve gelen Ebubekir (r.a.) yerini almış, etrafa derin bir sessizlik çökmüş. Sessizliği Efendimizin, "Ayşe, önce sen mi konuşmak istersin, yoksa ben mi konuşayım?" hitabı bozmuş. Ayşe annemiz, "Sen konuş; ama doğruyu konuş" demesi üzerine, hakemlik için bulunan babası, kızına bir tokat atmış "O ağızdan doğrudan başka bir şey çıkmaz" diyerek kızını azarlarmış. Bunun üzerine Efendimizin dudaklarından şu cümleler dökülmüş;"Ebubekir, senden hakemlik yapmanı istemiştik. Ayşe'yi dövmen için seni çağırmış değiliz. Ayşe benim göğsümden tutar, şiddetle sarsar da yine de ben ona karşı senin gibi şiddete başvurmam."6

İslam tarihinden esinlenerek yapmış olduğum fizik-kimya merkezli "kadın tasnifinde" iki annemizden yola çıktım. Kadınların, "İki annemizden hangisini kendilerine örnek

aldıkları?" sorusundan çok; erkeklere, "Kimyasına göre nasıl bir kadın düşlerdiniz?" Sorusu daha anlamlı olabilir. "Şimdi kiminlesiniz?" sorusunu da yöneltebilirim. Sizi her halinizle bağrına basan Hatice ile mi, yoksa göğsünüzü yumruklayan Ayşe ile mi?

Hz. Peygamber ve Ayşe'nin ebeveyni dedikodular sebebiyle çok üzüldüler. Savaş dönüşü bir ay kadar hastalanan Hz. Ayşe, kendisine yapılan bu iftirayı çok sonra tesadüfen öğrendi, Hz. Peygamber'den izin alıp babasının evine gitti ve üzüntüsünden günlerce ağlayıp ıstırap çekti. Nihayet Nûrsûresinin 11-21. Ayetleri nazil oldu ve Allah Teâlâ yapılan dedikoduların tamamen asılsız olduğunu ve Ayşe'ye iftira edildiğini bildirdi. Bu ayetlerin nazil olmasıyla çok sevinen Hz. Ebû Bekir ile hanımı Ümmü Rûmân, kızlarına Hz. Peygamber'e gidip teşekkür etmesini söyledilerse de Hz. Ayşe, "Hayır! Vallahi gitmem! Ben yalnızca suçsuz olduğumu ortaya çıkaran Allah'a hamd ederim" dedi.7

Hz. Peygamber, hanımları arasında Hz. Hatice'den sonra en çok onu sevmiş, dünyada en çok kimi sevdiği sorusuna karşılık olarak onun adını vermiş ve bu sevgisini dile getirmiştir.8

Hz. Ali "Kadın bir erkeğin hayatını ya cennet eden huridir ya da cehennem eden zebanidir." buyurmuş. İbrahim Hakkı hazretleri: "Zamane kadınları başa kalkıcı olduklarından onlarla desti izdivaç eylemektense hayal eylemek yeğdir." der.

Sevgili erkekler! Neyi aradığınızın, bir kadında neyi düşlediğinizin farkında mısınız? Fizik mi, kimya mı? Sevgili kadınlar! Bir erkeğe evlilik kastıyla sarf edeceğiniz evet'in içini ne dolduruyor?

Bu arada şunu da aklımızdan çıkarmayalım: "Allah hiçbir erkeğe gökten huri, hiçbir kadına gılman indirmemiştir." Hayat, beklentilerle gerçekleşenlerin uyumsuzluğundan dolayı tahammüldür.

Tek eşlilik kitabında Adam Philips " Mutlu bir evlilik en büyük skandaldır." der. Dünya hayatı artı ve eksinin bir birini çekmesi ve bir bütün oluşturmasına bağlanmıştır. Dünya kendini düşünmekle değil, diğerkâmlıkla insanlaşır. Herkesin kendini düşündüğü

hayatlar; insan suretinde yaşanılan, hayvan hayatıdır. Artının ve eksinin cinsiyeti yoktur. Zalimin, kadını- erkeği olmayışında olduğu gibi.. İyi iyidir, kötü de kötüdür. İnsanlar nefis sahibidir. Bunun için insanlar ve eşler birbirlerine üstünlük kurmak isterler. İslam'ın ahlaki yanını hayata uygulamayı gaye edinen tasavvuf "baş olma ve makam sevgisini" kişiden en son çıkacak ve en kötü manevi hastalık görmesi boşuna değildir. Mutsuzluk, iktidar kavgalarından çıkar. Rollerin karıştığı günümüzde mihenk taşının olmayışı da kavgaları sathileştirdi.

Evlilikler günümüzde metallerin birlikteliğine dönüşüyor, alaşımlaşıyor. Bileşim olması kaçınılmaz iken; oksijenin yakıcı, hidrojenin yanıcı özelliğinden vazgeçme hünerine dayalı "su evlilikler" yok artık. Herkesin kendi özelliklerini dayattığı ve koruduğu alaşım beraberlikler çoğalıyor. Alaşım evlilikler de ateşi-zoru görünce dağılıyor. Su misali bileşimler olması gereken evlilikler günümüzde "sudan sebeplerle" bitiriliyor. Hayat yarışında da fizik önde başlar, kimya önde bitirir.

Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.