05 Temmuz 2020 Pazar
Anasayfa > Söyleşi > Yavuz: Erzurum'da gazete alma alışkanlığı olan okuyucu kitlesi yok!

Yavuz: Erzurum'da gazete alma alışkanlığı olan okuyucu kitlesi yok!

16.01.2015 11:05 12 14 16 18 yazdır
Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Uğur Yavuz, Cuma Söyleşileri'ne konuk oldu. Erzurum'un en gözde fakültelerinden İletişim'i yöneten Dekan Yavuz'la A'dan Z'ye medyayı ve sektörü konuştuk.
Yavuz: Erzurum'da gazete alma alışkanlığı olan okuyucu kitlesi yok!

Türkiye'de, her yıl iletişim fakülteleri binlerce mezun veriyor. Mezun olan öğrencilerin bazıları işsiz kalırken bazıları ise farklı sektörlerde çalışıyor. Her yıl yüzlerce mezun veren Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi'nin Dekanı Uğur Yavuz ile iletişim mezunları, fakültenin geleceği ve medya sektörünü konuştuk.  30 Aralık 2012'de İletişim Fakültesi Dekanı olan Uğur Yavuz,  Erzurum'un çok eski bir basın geçmişine sahip olduğunu söyleyerek, vatandaşları yerel gazete okumaları gerektiğini belirtti. Yavuz, İletişim fakültesinin geleceği, işsiz mezunlar, medya sektörü, özgür gazetecilik ve Erzurum medyası gibi konuları bir çırpıda okuyacağınız bir şekilde anlattı. 

Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi'nin tarihini anlatabilir misiniz?

Uğur Yavuz: İletişim Fakültesi 1997 yılında kuruldu. 1999 yılında ilk olarak Radyo Sinema Televizyon Bölümü'ne öğrenci aldı. Ben de o dönemde başladım. 2001 yılında ise Gazetecilik bölümüne öğrenci almaya başladı. Birkaç sene önce de hem Halkla İlişkiler Bölümü, hem de gece bölümleri açıldı. Şuan 3 bölüm, her bölüme ait yüksek lisans programı ve ayrıca bu üç bölümün ortaklaşa yürüttüğü bir de doktora programı olmak üzere 6 lisans ve 4 lisansüstü programla öğrenim hayatına devam etmektedir.  Şuan ki öğrenci sayımız bin 600'e yakın. Ayrıca 37 akademik personel bulunuyor.



İletişim Fakültesi Dekanları neden İletişimci veya İletişim Fakültesi mezunları olmuyor?

Uğur Yavuz: Bir kere, iletişim fakülteleri Türkiye'de çok yeni. Dolayısıyla iletişim alanında yetişmiş eleman bulmak zor. Yani ilk sebebi bu. Biz de dışarıdan geldik. Ben ilk 1999 yılında kendi memleketim olan Erzurum'a gelmek istedim. İlk geldiğimde Eğitim Fakültesi de beni istedi. Onlarda Bilgisayar öğretmenliği bölümü açmak istediler. "Gel burada ortak yayın yapalım" dediler, ama ben İletişim Fakültesini uygun gördüm ve buraya geldim. İyi olduğunu da düşünüyorum çünkü İletişim teknolojileri de önemli bir alan. Yani bu alanda yetişmiş eleman yoktu o zamanlar. Bu alanda doçent bile yoktu. İletişim, disiplinler arası bir alan. İletişim Sosyolojisini sosyologlar bilir, iletişim psikolojisini psikologlar bilir. İletişim henüz yeni oluşmaya başlayan bir alan. Bu alanın matematikçisi bile var. İletişim'in 30 yıllık akademik hayatı var. İletişim yeni başlayan bir bilim dalı olduğu için hep farklı alanlardan oluyor. Ben, bilgisayar programcısıyım. Şuana kadar çalışmalarım bunun üzerine. Burada da internet gazeteciliği, internet programcılığı, web tabanlı yayıncılık ile uğraşıyorum. Yüksek lisansım, direk bilgisayar üzerine yaptım, doktoramı da sayısal yöntemler üzerine yaptım. Yani akademik hayatım hep yazılım üzerinde geçti.



Kısa, orta ve uzun vadede İletişim Fakültesi'nde hedefleriniz nelerdir?

Uğur Yavuz: İletişim fakültelerinde artık çok duyduğum bir hedef var. "Daha çok öğrenci, daha çok akademisyen, daha çok bölüm" gibi hedefler. Kesinlikle bizim böyle bir hedefimiz yok. Bu durum Türkiye'de gırtlağa dayanmış bir durumda. Yani sadece Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi için demiyorum. Dolayısıyla var olanı en kaliteli bir şekilde sürdürme niyetindeyiz. Bir kere yeni medya vesaire bazı bölümlerin açılması düşünülebilir. Mesela gazetecilik bölümü dönüşüm geçirebilir. Ama ben klasik isimlerin değiştirilmesini uygun bulmuyorum. Gazetecilik, gazeteciliktir. Kağıt üzerinde yapılan işte gazeteciliktir, bir internet sitesinin de yaptığı gazeteciliktir. Yani oraya müdahale edipte farklı isimlerin verilmesini ben şahsen doğru bulmuyorum. İçerik zenginleştirilir, yenileştirilir, zamana uydurulur ama bu yapıyı korumak düşüncesindeyim.

Öğrenciler de biliyor, fiziksel alanlarımız çok çok yetersiz.  Öğrencilerimiz, hatta öğretim üyelerimiz bile üst üste. Ama yeni fakültemiz yapılmaya başlatılacak inşallah bu yaz. Proje çıktı. Yeni fakültemiz Kazım Karabekir Öğrenci Yurdu'nun karşında yapılacak. Şimdi mekan sorunumuz çözülse bile, Türkiye'nin daha fazla İletişim fakültesine, daha fazla bölüme ihtiyacı yok. Var olanı daha kaliteli bir şekilde yapmamız lazım. Bunu da başardığımıza inanıyorum. Hocalarımız İstanbul'da piyasada çalışmış hocalardır. Dolayısıyla yetiştirdiğimiz öğrenciler zaten hazır gidiyorlar. Yani işi bilen, Türkiye'nin veya İstanbul'un neye ihtiyacı var, nasıl teknik bir elamana ihtiyacı var? Ona göre yetiştirip göndermeye çalışıyoruz. Genelde iş bulma imkanları da yüksek. Bunu net olarak söyleyebilirim. Birinci hedefimiz bu; öğrencilerimize kaliteli ve iyi bir iş imkanı sağlamak. Bu konuda da iletişim alanında bir darlık var. Maalesef çok sayıda iletişim fakültesi ve çok sayıda iletişim mezunu var. Ama biz bu yapı içerisinde iyi bir yerdeyiz.



İletişim fakültesine öğrenci alımı puanı her yıl düşüyor. Buna bir çözüm bulunabilir mi?

Uğur Yavuz: Bu bir devlet politikası, buna bir çözüm bulamayız. Biz ancak bu yapı içerisinde kendi üzerimize düşeni yapabiliriz. Biz her sene YÖK'ten kontenjanın küçültülmesini istiyoruz. Yani şimdi ben açık söyleyeyim; hep söylüyoruz Atatürk Üniversitesi, çok güçlü, tecrübeli, Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden biri. Ama ben iletişim fakültesini yazacak bir öğrenci olsam,  üniversite sınavına yeni giriyor olsam, Erzurum'da olmaktan çok mutluyum ama Erzurum'da bu iklim şartlarında çok iyi bir iletişim fakültesinde eğitim görmektense, daha sevahir bir yerde, üç tane yardımcı doçenti olan bir fakülteyi tercih ederim. Bunu yapan arkadaşları da kınamıyorum yani. Bu bir hayatın gerçeği.



İletişim fakültesinden mezun olan öğrencilerin çok az bir kısmı mesleklerini yapabiliyor. Bunun nedeni nedir acaba? Sorun, fakülte de mi, sektör de mi yoksa öğrenciler de mi?

Uğur Yavuz: Bunun birkaç sebebi var. Birincisi, sektör iletişim fakültesi mezunu alma gibi bir kültürel olarak böyle bir yapısı yok. Ama yavaş yavaş oluşmaya başladı. Önceden İletişim fakültesi mezunu doğru dürüst yoktu. Dolayısıyla her meslekten yani alaylı dediğimiz gazetecileri tercih ediyorlardı. TRT bile eleman alırken iletişim fakültesi mezunu olmasını şar görmüyor. "Biz zaten birkaç ayda bu teknikleri öğretiyoruz" diyorlar. Dolayısıyla bu kültür Türkiye'de yavaş yavaş oluşmaya başladı ama tam yerleşmedi.

İkincisi, iletişim fakültelerinin sayısının çok fazla olması. Bu sorun ülkemizin genel bir sorunu. Türkiye'de en son 58 tane iletişim fakültesi bulunuyordu, artık kaç tane olduğunu kaçırdım. Çok sayıda iletişim fakültesi var. Bu fakülteler durmadan mezun üstüne mezun veriyor. Bütün öğrenciler dört dörtlük yetişse bile iş bulma imkanları zorlaşıyor. Zaten devletin kanalları dahil, genel olarak medya sektörü illa da çalışanların iletişim mezunları olsun diye bir kaygı henüz taşımıyor. Yavaş yavaş bir ilerleme var ama tam olarak başlamadı.

Türkiye'deki medya sektörü ile ilgili bir değerlendirme yapabilir misiniz?

Uğur Yavuz: Türkiye'de sektör ile ilgili çeşitli düşünceler var. Herkes bir şeyler söylüyor. İşte; "Keşke sadece gazeteciler gazetecilik yapsa, holdingler bu işi yapmasa" falan gibi. Ama ben bu kanaatte değilim. Yani böyle bir ortamda eğer demokrasi varsa, eğer herkes her şeyi yapabiliyorsa, insanlar istediği gibi gazete de çıkarabilir, televizyon da kurabilir. Buna çok itiraz etmiyorum. Burada seyirci veya okuyucu seçici olmalı. Yoksa öteki türlü çok fazla müdahale eden sektörde dinamizmini kaybeder. Yani bırakın herkes gazete çıkartsın, herkes televizyonculuk yapabilsin. Ama insanlar seçsin, işin uzmanlarının tercih etsin. Keşke toplumda böyle bir yapı olsa. Maalesef şuan çok parçalı bir yapı var. Örneğin, sabah bir haber programında spiker, iki ayrı gazeteyi alıp karşılaştırdı. Bir gazeteye göre Türkiye batmış, bitmiş, yok olmuş, işte bir parçası neredeyse ülkeden ayrılmak durumunda olan zavallı bir ülke. Ötekinde ise, her tarafı demir ağlarla örülmüş, sanayi gelişmiş, teknoloji gelişmiş, insanlar zenginleşmiş, kendi savaş teknolojilerini üretebilen, hiçbir sıkıntısı olmayan bir ülke var. Herkes kendi zaviyesinden bakınca her medya organında farklı bir Türkiye algısı ortaya çıkıyor. Bunun bir geçiş dönemi olduğunu düşünüyorum. Bence, biraz piyasa şartlarında, dışarıdan müdahale olmadan taşların yerine oturmasını beklemek lazım.

Sizce Türkiye'de özgür gazetecilik yapılıyor mu?


Uğur Yavuz: Özgür gazetecilik dünyada yapılamıyor. Hiçbir gazete patronu, kendi gazetesinde kendi aleyhinde bir haber çıkmasına müsaade etmez. Özgür gazeteciliğin Türkiye'de daha özel şartları var. Türkiye çok fazla politize olmuş bir ülke. Dolayısıyla, tamamen özgür gazetecilik zaten dünyada da söz konusu değil ama Türkiye'de de biraz daha kısıtlı. Eğer bir siyasi düşünceniz, bir ideolojiniz, bir fikriniz varsa ona yakın gazetelerde çalışıyorsunuz ve bırakın patronunun ilişkisini falan, kendi fikrinize çok zıt olabilecek bir haberi de kolay kolay yayınlamıyorsunuz. Bunun istisnaları var tabii. Bazen hükümete yakın bir gazete, hükümeti eleştirebiliyor ya da hükümete şiddetle zıt olan bir gazeteci, bazen olumlu şeyler de söyleyebiliyor. Böyle insaflı, değerli gazeteciler de bulunuyor. Ama maalesef çok ciddi kutuplaşma var. Bunu bir geçiş dönemi olarak görüyorum. Türkiye tek televizyonlu, tek radyolu, iki-üç gazeteli dönemlerden bugüne geldi. İnşallah sular durulacak, her şey yerli yerine oturacak diye ümit ediyorum ve bekliyorum.

Erzurum medyasını değerlendirebilir misiniz?

Uğur Yavuz: Erzurum medyası ile biz gerçekten iç içeyiz. Ben dekan olduğumdan beri mümkün olduğu kadar yerel medyada çalışan gazetecilerle bir arada olmaya çalışıyorum. Özellikle 10 Ocak Gazeteciler Günü'nü her yıl kaçırmamaya çalışıyoruz.

Bence Erzurum, Albayrak Gazetesi'nden beri çok eski bir basın geçmişine sahip olduğu için güçlü bir birikeme sahip. Küçük yaştan beri bu işi yapan, başarılı, deneyimli gazetecilere sahip. Bu çok büyük bir avantaj. Erzurum'un dezavantajı bu yerel medyayı destekleyecek, gazete alma alışkanlığına sahip okuyucu kitlesi olmaması. Yani Erzurum kamuoyu, biraz gazetelerine sahip çıksa, 3 kuruş, 5 kuruş verip her gün yerel bir gazete alsa Erzurum medyası çok çok ileri seviyelere gelecek. Bir destek lazım. Erzurum hem büyük bir şehir, hem kültürel açıdan zengin bir şehir. Oldukça tecrübeli, bilgili, başarılı yetişmiş gazetecileri var. Ama maalesef yakıt yok. Bunu sağlayabilirsek çok harika olacak.

İletişim Fakültesi Dekanı olarak sektörden beklentileriniz nelerdir?

Uğur Yavuz: Sektörden, net bir şey bekleyemezsiniz. Benim en sevmediğim şey, örneğin, bir köşe yazarının çokta uzman olmadığı bir alanda, sokak, kahve ağzıyla yazılar yazması. Mesela sektörden bunu bekliyorum; Ortadoğu uzmanı olan, Erzurum uzmanı olan, askeri sanayi uzmanı olan, bilim uzmanı olan gazetecileri, uzman olduğu konularda toplumu bilgilendirmesi. Yani mesela bir kimyacı çok iyi bir buluş yaptı. Bunu kolay kolay halka anlatamazsınız. Bunu ancak bir bilim gazetecisi insanlara anlatabilir. Bilim adamıyla toplum arasında böyle bir gazetecilik yapıyor olabilir. Ya da Suriye'de ortaya çıkan İşid'in ne oldu, nereden çıktı, buraya nasıl geldi, böyle bir örgüt nasıl bu kadar güçlenebilir? Ancak Suriye'nin ta bin yıl önceden başlayan, tarihini çok iyi bilen, o bölge ile ilgili olup bitenleri çok iyi haberdar ve mükemmel analiz yapan bir gazeteci bunu insanlara anlatabilir. Yetkin, uzman, cesur ve bağımsız gazeteciler yapabilir.

İletişim Fakültesi öğrencilerine ve sektöre son bir mesajınız var mı?

Uğur Yavuz: Öğrencilere hep şunu söylüyorum; benim derslerim teknik dersler. Onlara diyorum ki; bu dersleri bile bırakın. Siz İngilizceyi öğrenmeye bakın. Yani hakikaten artık dünyada global bir yapıdayız. İnsanlar sadece Erzurum'da değil, sadece Türkiye'de değil, dünyanın her yerinde çalışabilir, iş bulabilir. Artık sanal organizasyonlar var. Yani oturduğunuz yerde, Amerika'daki bir basın ajansına haber yapıp gönderebilir ve para kazanabilirsiniz. Bunu yapan bir sürü insanlar var. Yani biraz şu global dünya'nın yeni şartların uyum sağlamak çok önemli. Yabancı dil bilmek ve gazeteciliğin dönüşümüne ayak uydurmak zorundalar. Arkadaşlarımız artık bunu yapması lazım. Artık gazetecilik çok değişti. Eskiden bir daktilo, bir fotoğraf makinesi yeterliydi. Ama işte şimdi bilişim teknolojilerini çok iyi bilmek lazım. Artık bütün dünya bir köy haline geldiği için dünyanın her yerinden haberdar olmak lazım. Değişen hayat şartlarına ayak uydurmak lazım. Tekrar söylüyorum, en az bir yabancı dil olması lazım gazetecilik için. 


Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorinin Diğer Haberleri